DipNot

Dipnotları siteye atarken makasladığım yerlerde önemli bir şeyler yok. Zaten dipnotlarda önemli hiçbişi de yokki. Laf kalabalığı.

Neyisa ama siz yine de benlan kalın 🙂

Okulun ilk haftası sabah akşam istisnasız, bulduğu her parçayı pencereden silkelemeyi düstur edinmiş bi kadın vardı. Sırf o kadına yaptığının yanlış olduğunu hissettirebilmek için o silkelerken durup, işi bittiğinde yürüyor ya da onun evine çok uzak bir noktadan yürümeye çalışıyoduk. (tanımadığımız bi kadına trip çekiyoduk. evet çünkü biz manyağız) Sonra bu cins insanın serseri serbest stilinin insanların başından aşağı silkelemek olduğunu anlayınca “Allah’ından bul! Hasbinallah,” dedik.

Lan evliyamıyız neyiz (ne var ya… Olamaz mı? Melek de olabilirim bence. Bu dünya için fazla iyiyim ? tamam utandırmayın beni şindi. Sevgimizi gizli yaşicaz(tam parantezi kapayacaadım parantezi ne kada özlediğimi anımsadım. İflah olmaz bi boşum) bi kapa parantez daa)

Kaç haftadır kadını görmüyoruz. Oğlum “kadın taşınmış olabilir” diyo bende “kadın o binanın demirbaşıydı bence. Taşınmamıştır da boyun fıtığı olmuş olabilir. O kadar silkelemeye beden mi dayanır.”

Hm..hm.. <— (bunlar benim yazdığım yerleri tekrar okurken okumama verdiğim efekt harfleri. (ve şunu da yazayım “dip notta ne yazdığını hiç anlamadım” diyen can olanlara açıklama yaparak açıklamayı kendimize bir borç bilirim! (Ve parantez olur iç içe üç! Gurup indirimi aldım! NE VAR? Benden hala mantıklı bir şeyler bekleyenler için bu açıklamam. Seviyorum lan sizi 🙂 <— üçten geriye sayalım üçüncü parantezi kapadım. Aklımdan o an ne geçiyorsa hiçbir edebi usule <EDEBİ> uymadan döküyorum dip nota. Kompozisyon değil yani. |Giriş, Gelişme, Sonuç| beklemenize yani bekleyip de yorulmanıza yani kısaca vakit kaybı ✋?

Dağılın Beyler! Çocuklar haklı. Zaten derslerden kafaları bir milyon ‘x’ yetmiş milyon ‘y’ dolmuş. Mantıklı bir şeyler okumak istiyorlar. Dağılın ulan! (Beynimin içindeki gereksizleri kovalama- hayır! Kurtulma mücadelesi. Ahh! Bu daha kahramanımsı daha ? <— ben gözlüklerimi takınca aynen buna benziyorum sanırım. Neyse. Parantezlerimi açma nedenime döneyim mi?

İyi.

Haydi! Hoopp!

Dipnot kısmını okumamanızı beyin hücrelerinizin bekası açısından tavsiye etsemde her zaman mantık istemeyen tatlı kardeşlerim içinde “oku lan” diyesim var) <— kaldı bir 🙂 Efekt çok önemli yani. *İPUCU:parantezin ana konusuna döndük: Bazen hüzünlendiğimde arka fonda Erkan Oğur’un fındık kadar enstrümanından bir nağme dökülmesini çok isterim mesela.)

Ben kusursuz yaparım, on numara olur diye bir şey dedim herhalde başta. İçimdeki beni paylamaya meraklı, eli cetvelli çok kişiliğimden en sıkıcı olanı “kimi kandırıyorsun kızım? Sen üşenmekten dayına ayı dersin be!” (Öğğğ.. Tiksindim ya la ben bundan! Espri anlayışı 1983’ten kalmış. Aslında bu satırları iş arkadaşım Hüseyin okumalıydı. Neden 1983 yazdım? Kendisi o yıl doğmuş ve yavrum ya.. O Espri yaptığı zaman nefesim kesiliyor. Oturuyorsam sandalye altımdan kayıyor.) dedi. Siz de tiksindiniz değil mi?

Ölsün bu be! İçimde ölmesin ama ?

..”Ve ben! Çürüyen bir ceset.”

Ney? Haa?

Hala unutmadım 🙂

O değilde.. Lan ben altı sezon Nip/Tuck izlemiştim. Amacım neymiş ki? Psikolojim mi bozukmuş acep o dönem! Hmm..

DEVAM: ben bir şeyi kusursuz yapabilecek yetenekte değilim. Bu hikayede kusursuzluğu arayan çok mükemmel kişi! Yannış yerdesin! (Yanlış, biliyoruz. Akıllı ol baa didakt.. Daktil.. Diktatö.. Terminatör.. Transformers.. Uçan balıklar! yapma 😉 ahh şaka yapıyorum bana İstediğin her şeyi yapabilirsin. Al kes yani) ( o değilde teminatör zamanla transform gibi bişeye nası dönüştü? baştan sona izlemeyip aradan sahnelere bakınca anlaşılmıyor. Baştan sona izleyen varsa baa özet geçebilir mi? hadi amaaa!!!) Ben üşenirim lan! Koltukta uyuyakalmışsam yatağa gitmeye üşenirim. Yarim bıraksa sabaha kadar yatarım orda şikayetim olmaz da. O illa sokar beni yatağa. Biraz anaç bir tip! Koltukta eziyetli yattığımdan endişe ediyor sanırsam.

Kusursuzluk sabır ister, bende o sabır yok.

Emaann.. Ölelim mi yani? Biz niye ölelim ki! Hiç yani. Bize ne canım.

|Biz|

17 Ocak’tan 26 Ocak’a kadar ki sürede beni arama dedim beyefendiye ama dayanamayıp arıyordu arada. Bir gün yine aradı “hani resmiyete dökülene kadar aramayacaktın, neden arıyorsun?” dedim. Çok içerlemişti sanırım sitem dolu bir sesle “sen bu işten dönüşün var mı sanıyorsun? Ben seni telefonuma ne diye kaydettim biliyor musun?” dedi. Ben yediğim azarın dalgasında “lütfiye olmasın” dedim. “Hayır! Hatun diye kaydettim” dedi. Bu hatun belki size hiçbir şey ifade etmedi ama beni mest etmişti.

Söz günü yine aradı, annem açmıştı telefonu. Veledin sesini tanımadı annecim O “anne ben küçük oğlun” diyerek tanıtmış kendini. Öyle tatlı öyle latif bir ifadeydi ki benim için.

Söz Akşamı yanıma oturduğunda “çok yakın oturma, helalim değilsin” dediğimde bana kıstığı gözleriyle bakmıştı. Bir ara aramıza yeğeni oturdu “gitsene oğlum babanın yanına” diye kovmaya çalıştı çocuğu. “Neden çocuğu yengesinden uzaklaştırıyorsun?” dedim “ne haddine! Daha amcası yaklaşamadı!” dedi. Yanımda oturmaması için elimden geleni yaparken hep dokunma mesafesinde oturduk gece boyu. O gece elinde bir peçete vardı hiç bırakmadı. Sağımda oturuyordu. Gözüm takıldı peçeteyi buruşturup, çeviriyordu “çöpe atmamı ister misin?” dedim “bırak oyalanayım onunla” dedi “neden?” diye sordum “ellerimi senden uzak tutabilmek için bu peçeteye muhtacım” dedi.

O kapkara gözlerini gözlerime kilitleyip bunları söylerken, karşısında eriyip giden  bir zavallıydım.

Birkaç gün sonra Kurban Bayramı’ydı. Sözlendikten sonra ilk kez Onlara gittik. Onun teyzesi, teyzesinin kızı, gelini ve kuzeni, ablası yani yengem ve amcam. Çok kalabalıktık ve çok keyifliydik. Hiç mi yabancılık çekilmez? Çekmedim. Güldüm eğlendim. Bir ara biz gençler alt kata Onun abisi ve yengesinin evine indik. O yıl Allah’ın bir hikmetiyle Telsim “Cep Partner” diye bir efsane uygulama başlatmıştı. Yarim “Cem Uzan’ı günahım kadar sevmem. Sırf şu yüzden adama sempati duymaya başladım” demişti. “Cep Partner” nedir diyecek olan yaşı tutmayan tatlıcıklarıma anlatayım Akşam Konuşmaya başlayıp, Sabah ezanı okunana kadar beş kuruş bir ücret olmadan konuşmaktı

Ahh Sevgili Uzan ailesi! İmar Bankası ile halkın parasını iç edip bize Cep Partner nimetini sunduğunuz için… Amerika sizi korusun Yavrucuklar.

Gençler hep beraber oturuyoruz, herkes beni Ondan koruma derdinde ya yanıma oturduğu an “sen kalk ben oturayım kızın yanına” diyorlar. Yengesi “dur Mehmet, sana sandalye getireyim” dediği an O “getir, sen oturursun!” demişti kızgın bir ses tonuyla. Onların amacı annemden, babamı da düşünerek aldıkları izni suistimal etmemekti ama gücü yettiğince suistimal etme derdindeydi 🙂

Kendine yeni bir telefon almıştı efsane 8310 🙂 onu bana verecek. İçindeki numaraları hattına kopyalıyor. O arada da bizi başka bir odaya aldılar. Ben onunla kapalı bir kapının ardında yalnız olduğum için heyecandan titriyordum. Tabii mevsimin kış olması, odanın soğuk olması da bir etkendi. elinde telefon dirseklerini dizlerine yerleştirmiş, karşısındaki bana o eğik pozisyondan tatlı tatlı bakıyordu. Yaptığı işi yaparken, anlattığı şeylerle hiiç kafası karışıyormuş gibi durmaması öyle hoşuma gidiyordu ki. Bakışlarına karşılık vermeye çalışıyor, utanıp gözlerimi halıya çevirmek zorunda kalıyordum. O zamanda “halıyı kıskandırma bana. Serileceğim şimdi o baktığın halının üzerine” diyordu.

Tekrar üst kata çıktık ben sohbet ediyorum teyzesiyle. Bir hareket gördüm teyzesinin gelininde bakayım dedim gözlerini dikmiş beni seyrediyor gelin hanımda Onunla dalga geçiyordu. Benim Ona kadar tanıdığım hiç kimseye benzemiyordu. Bambaşkaydı. Hazırcevap, muzip, bir de … Mükemmel bir Âşık.

O gece bizi eve götürdü. Şoför koltuğunun arkasına oturdum. Dikiz aynasından gözlerime o kapkara gözleriyle her bakışında kalbimin atışı değişiyordu. Arabadan bizimle beraber indi annem ve babamla vedalaştı.

“Mont giymemişsin, üşüteceksin” dedim bana doğru eğilip “içim yanıyor” dedi ve gitti. Gece yarısı aradığında “sen neden gittin ya!” diyerek sitem etmişti bana. Ertesi gün ablama gittim. O gece yayınlanan Kurtlar Vadisi’nde Cerrahpaşalı Metin’nin kafasını kesmişti Polat Alemdar 🙂 hiç unutmam. 5 Şubat Perşembe.

Ben pür dikkat diziye kilitlenmişken aramıştı. Tüm Türkiye Kurtlar Vadisi’ne ise bana kilitliydi ya. Benim kalbim içime nasıl sığardı ki. En çok öğrenmek istediğim şeyi sormuştum o akşam ona. “Rize’ye.. Yeğenini almaya geldiğin gün. Beni gördüğünde ne düşünmüştün?” Bana samimiyetle “vay be! Bu ne güzellik demiştim” dedi. Ve tabii en can alıcı soru “benimle evlenmen için zorluyorlar mıydı seni? “Siz bana kafayımı yedirmek istiyorsunuz?” demişsin. O sözünü duyduğumda çok ağlamıştım” dedim. Ağladım dediğim an hiçbir ses duymamıştım Ondan. “Orada mısın?” diye sormuştum telefondan şüpheye düşerek. Boğuk bir ses tonuyla bana “ya ben seni ağlattım mı?” dedi. O titreyen sesini on bir (şimdi on üç)yıl önce bir şubat gecesi duydum ve henüz duymuşum gibi şu an bile hüznü kulaklarımdadır.

“Ben sözlerimin sana iletildiğini bilsem çok daha dikkatli konuşurdum. Sadece seni tanımıyordum. Tek bildiğim çok kitap okuduğun, dindar olduğun bir de çok güzel olduğundu” dedi. “Tanısaydın ne olurdu?” diye sordum bana tek cümleyle cevap verdi “şu an evli olurduk!”

Edebi çerçevede ki beyefendi oldukça …. Neyse yazmaya çalışıyorum. Çok uzattım bu hafta da 🙂 Ondan bahsederken çenem düşüyor. Küçük olan muhteşem ablam bu dip notlarla ilgili “ne güzel ya. En sevdiğin. Konu hep sensin. İstediğin kadar Ondan bahsedebilirsin” diyerek beni gülme krizine sokuyor 🙂

yine DİPNOTA katlandığınız için hepiniz Cennete gideceksiniz 🙂 (inşAllah)

Sizin deli ama özünde iyi olan kardeşiNİZ

lütfiyeNİZ 🙂

DipNot” için 7 yorum

  • 17 Ekim 2018 tarihinde, saat 21:52
    Permalink

    Kardeşim LütfiyEM ne özledim bu Dipnotları soluksuz okudum, ya LütfiyEM msj larımdan yani yorumlar bazıları gelmemiş yoksam benim tel yine mi gidiyor telaşlandım şimdi ….
    Ahhh metem ahh ….

    Yanıtla
    • 18 Ekim 2018 tarihinde, saat 10:45
      Permalink

      yaa öyle olmasın ama okumam lazım benim senin yazdıklarını yaa

      Yanıtla
      • 18 Ekim 2018 tarihinde, saat 12:53
        Permalink

        Haftasonu kamptaydım LütfiyEM tel çekmiyo dışarıyla bağlantı yok ama hava muhteşem sis, yağmur ama yeşillik harika birden aklıma karadenizin havası geldi hiç görmedim TV de gördüğüm kadarıyla dedim ki Gülay gidip görmelisin oraları dedim iyi demişim dimi LütfiyEM 😉
        Ah LütfiyEm sen oku ben yazarım hep sana gelsin gelmesin yazdıklarım hep yazarım kardeşim benim…

        Yanıtla
        • 18 Ekim 2018 tarihinde, saat 18:14
          Permalink

          inşAllah git gör ya. kendi memleketim diye mi bana öyle geliyor bilmiyorum ama özellikle Rize bi başka.
          yağmurlu ve sisli hava en sevdiğimdir ? kurtmuyum neyim annamadım.
          kampların faydasını görmeni diliyorum GülayıM. yormasınlar seni söyle olara*
          edit:onlara
          dipnot: yazdıklarımı inşAllah okuyosundur =)

          Yanıtla
          • 18 Ekim 2018 tarihinde, saat 22:44
            Permalink

            Okumammı hiç LütfiyEM ya 🙂 yok yormuyolar LütfiyEM var ya o kadar iyi gidiyor ki herşey son bi senedir (tahtaya vuruyom şu an kulağımı çekip) nazar değmesin aman, hayatım rayına giriyor sanki inşallah hayırlısıyla ve evet gidip görmek istiyorum özellikle Rize yi belli mi olur belki sen gezdirirsin ha LütfiyEM dua niyetine geçsin bu dileğim inşallah LütfiyEM 😉

          • 19 Ekim 2018 tarihinde, saat 18:43
            Permalink

            Allah nazardan korusun Amin 🙂
            inşAllah ben gezdiririm ???

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir