DipNot

DEVAM-Gel zaman git zaman, aradan yıllar geçmiş, kundaktaki bebek büyümüş, on üç yaşında dünya güzeli bir kız çocuğu olmuş. Evliliğinde mutlu olmayan, kız kardeşi saydığı kadınla hayatını geçirmeye çalışan, otuzlu yaşlarının keyfini süren adam, arkadaşının kızına göz koymuş.

Arkadaşına vaat ettiği mal mülk, belli ki kızından daha değerliymiş ki, bu yaşlı adamın, kızına talip olmasıyla gururlanmış. E… Kolay mıydı? Karahasan soyunun ilk erkek çocuğu, kızına talip oluyor ya… Ne önemi vardı ki kızın fikrinin? Önemli olan; Rize’nin dağına yamacına inat, düzlüklerine hayran olunan malların, kızına verileceğiydi.

Kızların fikrinin ne önemi var?

Yok!

Küçücük bir kızı, benim babaannemi, kendinden yirmi yaş büyük bir adamla evlendiren babası… Herhâlde gittiği yerde… Neyse ki beni ilgilendirmez. Babaannemin acımasızlığını daima çocukluğunu haram eden insanların vicdansızlığına veriyorum. Mekânı cennet olsun babaannemin.

Anlatmamın tek bir sebebi var. Deistler, kendilerine göre gerçeği bulan, bilime ve akla inanan kişilerdir 🙂 (etrafınızda varsa o kardeşlerimizden, ne kadar haklıyım değil mi bacım? (Oh çok şükür ki; ilk parantezimi açtım. Parantez içi parantezle şükrümü dile getirirken de diğerini açtım. Hatta bir tane daha açabilir ki aççam (şu an dinliyorum; Dik bir yokuş hayat başında Azrail’iyle bekleyen! Şarkı eskimiyor kardeşim. Yedi yıldır dinliyorum bu şarkıyı. Koleranın sesi enfestir bu şarkıda. Şimdi… Tane tane kapayalım mı parantezlerimizi? Hadi hop!) (çok ani oldu bu kapanış! Daha hazır değildim ki?

-sen de o çene varken asla hazır olmazsın! Konuya dön!

-seni eskisi gibi sevmediğime karar verdim aliye! Bak adına da hurmet etmeden, ilk harfini kuçuk yazdım. (Düzelterek okumayın. Gayet kasti o yannış cümleler.)

-sebep; lütfiye delinin teki!

-girmesene araya ya ? ben bişi dicektim.

-KONUYA DÖN!

-pekki ??

Çok hüzünlendim. O, dünya edebiyatının bambaşka, bölünmez bütünlüğünü sağlayan İç Ses mevzusu, yukarıdaki satırları ele geçirdi. Siz burda birkaç satırla gına getirdiniz değil mi? (Tabiri tam çözemedim. Gına kendiliğinden mi geliyordu? Biri mi getiriyordu? Neyisa ha! Ben devam edeyim. Biz ise bu “İç Sesim” tabirini her an okumaktayız. Bunlarda benim iç seslerim ?

Yok lan 🙂 benim bilinçaltımda ki “çok özlü iksir”

Güya bu hafta cıvımadan yazcaydım ?

Gene başaramadım. Bıktınız benim anlamsız laf karmaşamdan değil mi? Bıkmayın ya. Bence benden hiiiiiiiç bıkmayın 🙂

Neyisa… Ahh “En çok sevdiğim kelime: neyse”

Bunu da didim ve devam ediyorum. Parantezlerim kaldı ortalıkta açılmış. Ben bu dip notu yazmaya başladığımda otobüsteydim, şimdi iş yerinde masamın başında. Patron ✋? hemen tepki gösterme! Bilgisayarın sistem ayarlarındaki yapılandırma süresi tammamen Windows sikintisi ?

Ben bi koşu sabah saçtıklarımı okuyup, parantezlerimi bi topliyim.

…. Hmm… Evet ilk parantezi açmamın nedeni; parantez açmaktı, onu kapamışım…. Sonra sonra… Sonra şükrümü dile getirirken bir parantez daha açmışım onun içine “Ne Bilirsin”den girişi yazıp kapamışım ama şükür kısmı açıkta kalmış çünkü aliye kafamı karıştırmış!

Benim hiş suçum yok ??

Önemli not: hiç diye değil! Hiş diye oku 🙂

Neyisa. Şu an çok hazırım parantezi kapamaya. Allahım… İyi ki parantez var. Neredeyse nokta kadar ehemmiyetli benim için ? ))

DEVAM- Deistler, İslam’ın kusurlu ve kabul edilemez bir din olduğunu düşünüyor ve bizlere diyorlar ki; “küçücük kızlarla evlenen şeyhler ya da dindar adamlar bir sapkınlık içerisindedir.”

Ben de diyorum ki; “haklısın! Peki… Güzel kardeşim. İnsanların İslam’ı yanlış yaşamasıyla, araştırma yapma gereği dahi görmeden, bir dini mesnetsiz ithamlarla kirletmeye çalışıyorsun. Cahiliye devrinde, kızlar; “hadi! Dayına gidiyorsun!” diyerek gömüldüğü vakit, o zulmün içinde doğan Peygamber (a.s.v.); “kız çocukları diri diri gömülmeyecek! Evlenme çağına geldiklerinde, seçme ya da reddetme hakkı tanınacak!” diye emretti daha İslam’ı birkaç kişiyle paylaştığı ilk anlarda. Böyle şefkat dolu bir Peygamber’in ümmeti, yanlışa düşüyorsa, sen onların yanlışını görüp, İslam’ı bıraktığın için daha büyük bir yanlıştasın.”

“İyi de, sizin Muhammed’iniz dokuz yaşındaki Ayşe ile evlenmedimi?” diyorlar bu seferde… Kardeşim… Zekanızla sanıyorsunuz ki İslam da bir açık var. İslama atılan iftiraların oluşturduğu açıklıkla dini yargılamak, ne sizin zekanıza yakışır, ne de ahlaksızlıkla suçladığınız müslümanların inandıkları şeylere araştırma yapmadan karalamanız o “ahlak” diyerek attığınız nutuklara. “Siyer mi okudun?” diyorum, “yok!” diyor. “Arabistan tarihiyle alakalı bir kitap mı okudun?” “Ne işim olur pis Araplarla!” diyor. Peki, güzel kardeşim. Yakıştırdığın iftira ile bir Peygamberi karalarken, hangi akla hizmet ediyorsun? Cahiliye devrinde, kızların adet kanaması gördükten sonra yaşlarının sayılmaya başladığından, Hz. Ayşe’nin, Peygamberimizden önce de nişanlı olmasına kadar bir sürü meseleyi anlatabilir, zeka dolu aklına yeni soru işaretleri de takabilirim ama faydası olur mu?

Ya da… Hazreti Ayşe’nin, Hazreti Muhammed’e olan aşkını bilir misin?

Desem…

Eminim hiçbir şey değişmez.

Dedemin yaptığı, bana göre insanlık suçuydu. Malı mülkü için o küçücük kızı kendinden yirmi küsür yaş yaşlı bir adama feda ettiler ve o küçük kız, hayatı boyunca ne şefkat hissetti, ne de şefkat gösterebildi. Babaannem Arabistan gibi harlı bir iklimde yaşamıyordu… Tazecik bir karadeniz çocuğuydu.

İslam’ın kadına verdiği değeri araştırma gereği görmeden, birkaç densizin, kendi yorumlarıyla oluşturduğu şuursuzluk bataklığından bana deliller sunan ve kendi haklı davasını bana da kabul ettirmek isteyen kardeşim geçen gün; “din değil önemli olan. Kalbi temiz olan kişi, insan haklarını çiğnemez ve saygılı davranırsa her canlıya, vicdani güzelliğiyle cehenneme gitmemeli sırf namaz kılmıyor diye. Sen kılıyorsun. Ya boşuna kılıyorsan? O zaman ne olacak?” dedi.

Bu yukarıdaki mevzuyu daha önce annattım mı? Hatırlayamadım.

Ben de diyorum ki; “iman ettiğim ve imanın şartlarını yerine getirdiğim için, inandığım Rabbimden bana gönderilmiş Ayet’ler var ve diyor ki; “dünya dar-ı imtihandır. Namazı dosdoğru kılar, Allah’ın size yasak ettiklerinden uzak durursanız, altından ırmaklar akan cennete gideceksiniz.” Rabbimin vaadini yerine getireceğinden şüphem yok! Peki sen ne vaat ediyorsun kardeş? Ölümü öldürüp, zevali ortadan kaldır, kabir kapısını da kapa! Sonra bana de ki; gel şu kısa dünya hayatında keyfimize bakalım. Velev ki bunları yapamıyorsun, öyleyse bırak, gelmiş geçmiş bütün Peygamberler, bizi doğru yola ulaştıracak reçeteleri sunarken, izin verin de o reçetede yazanları, dozuna göre alalım.”

|Biz|

Nişan akşamındaki kalabalık, benim gibi asosyal bir kız için ciddi bir imtihandı. Genellikle kalabalık ortamlara ses çıkarmadan yanımda velimle girer, göze batmamaya çalışırım. Ama genelde garip olaylar yakamı bırakmaz. En bomba olanı da; Rize’de kuzenlerimle düğüne gideceğiz. Onlar renkli kıyafetlerini giyerken ki köydeki her kız muhteşem renklerin hakimiydi o düğünde. Ahh gençlik 🙂 ne tatlısın be.

Benim ise gri, omuzlarımdan topuğa kadar tesettürün simgesi vardı üstümde. Anneannemin yanında oturuyorum. Kuzenler horona giriyor, arada yanıma geliyorlardı. Ben de insanları inceleyip, muhteşem olan ablalarım yanımda olsa gülmekten kırılabileceğimiz tiplerin analizini yapıyordum. O gürültüde bilinçaltımda yaşadığım eğlence hala aklımda ? kendi düşünceleriylende eğlenebilen… He! he! Cinsin tekiyim. He! He!

Bir kadın anneannemin yanına gelip gidiyo, bi şeyler fısıldıyodu. Döndü bi ara bana, “sen” dedi “Neriman’ın kızı mısın?”

He oyleyim. Ne olacak?

Demedim tabii. “Evet, tanıyor musunuz annemi?” dedim olabilecek en hanımefendi tavrımla. Evet. Bazen ben de hanımefendilik yapıyorum. Hakikat; içimdekiyle dışımdaki bambaşka kişilikler.

Neyisa ama. Onu da başka bi vakit anlaturuk. <— yazıldığı gibi okunacak. O eli indir bi! O eli indir!

Kurtarın beniiiii….

Biraz sonra kadın kamerayla geldi. Kamerayı kendi değil küçük oğlu tutuyor ve nasıl bir basiretsizlikse benim yüzüme tutuyor. Döndüm kuzenime “bunun amacı nedir?” dedim. “Bakma kameraya. Kadın düğün sahibi. Bu gelinini de sergide buldu, kameraya aldı, gelin etti” dedi. ? Rize’m çağa ayak uyduruyor. Bu kadın şimdi genç kızların facebook ya da instagram profillerini inceliyordur kesin 🙂

Kadın o kadar düğün misafirinin içinde beni kameraya alırken ister istemez dikkatler bana dönmüştü. Çılgın kadın! Hakkını helal etmesen cehenneme gider yani o derece zor bir duruma sokmuştu beni. Cins. Neyisa ha. Helal ediyorum hakkımı.

O kalabalıktan mıydı beceriksizliğim, lacivert takım elbisesiyle yârimin aklımı başından alması mıydı bilemiyorum ama yüzükler takıldı, kurdeleyi kestiler, kalp şeklinde bir pasta getirdiler kesmemiz için. Kesmek mesele değil ki. Başardık çok şükürde, cins adetler var arkadaş bu evlilik meselelerinde. Neymiş? bana yedirecekmiş, ben ona.

Ellerim titriyordu çatalı aldım elime. Gözlerine bakıp çatalı uzattığım an, onun gözlerinde gördüğüm bakışa kalbim dayanamıyordu çatalı geri çekiyordum. Misafirler benim bu şaşkınlığıma kahkahalarla gülerken, benim yine içine girebileceğim bir dolabım yoktu.

Tekrar denedim.

Başaramadım.

Tekrar denedim. Elimin titreyişini görüp “başarabilecek misin aşkım?” dedi. “Başaracağım!” dedim, uzattım ağzına. Karşılığını beklerken, tam ağzımı açtım, çatalı geri çekti, göz kırptı bana. “Çok kötüsün!” derken, ciddiyetimi zorlayan gülüşlerim vardı kenarda duran. “Rahatla bir tanem… Altı üstü bir çatal pasta… Görenler, bambaşka bir şey sanacaklar,” demişti.

O nişan fotoğraflarında rezaletim, insanların gülüşleri. Nişanlısına pasta yediremeyen bir kız.

Birkaç yıl önce bir video da gelin, kocasından kasten kaçırıyor çatalı, kendince şaka yapıyor damada. Ama o karşısındaki adamın kıza bir çıkışı var ki… O kız o adamla nasıl ömür geçirecek diye düşünmüştüm.

Benim yârim, evet belki benim ki utançtan ötürüydü ama öyle hoş görülüydü ki… Tek yaptığı; bana aynısını yaparak, ters köşeye düşürmekti.

Ortalık sakinleştiğinde arkadaşlarla oturuyorduk, bir ara elimi tuttu. 13 mart benim, helalim olmayan bir erkeğe dokunduğum tarihtir aynı zamanda. Elimi elinin içine aldığında arkadaşlarımla sohbet ediyordum ben. O sımsıcak tenden elimi çekmek istemesem de Allah korkusu ağır basıyordu. “Ateş ile barut yan yana durmaz” çok klişe değil mi?

Değil lan!

Böyükler bilmiş de söylemiş. allalla ya

Beni dokuz ay bekleten yarimi, evlendikten sonra dokuz saat bekletmek gibi bir isteğim vardı. Gerekirse sabaha kadar uyumayacaktık, o dokuz saat beklenecekti.  Ne sarılabilir, ne de öpebilirdi. Öyle hemen ayıp bişiler düşünmeyin nan! Ne fesatsınız ha ? ben kuaförde bir buçuk saat kalıp, arabada yanına gittiğimde bana söylediği “bu bir buçuk saati, o dokuz saatten düşerim tatlım, haberin olsun!” du.

En sıkıntılı anımda bile yarimin varlığı şükür sebebimdir. Herkesin hayatında böyle bir dayanağı olsa keşke. Canımı sıkarlar, gider omuzunda ağlarım. Bir tek onun yanında ağlamaktan utanmıyorum. Ağlamak iyidir 🙂

Sorunlar, sıkıntılar. Elhamdülillah diyor, devam ediyoruz. Benim derdim beni ilgilendirir değil mi?

Bir de… Kardeşlerim. Bana lütfiye diyebilirsiniz.
Can, şekerim, hop birader, bacım, aNormal, cins, cadı, küçük kız, gibi tuhaf şeyler söyleyin hepsi kabulümde, ne olur şu “Yazarım” demekten VAZGEÇİN. Ben yazar değilim. Kafamda oluşan kurguyu satırlara döktüm diye, bana yazarlık ünvanını yakıştırmayın. Yazar dendiğinde benim aklımda hep bir ağırlık vardır.

Çoğu insan tepkili olsa da Seyyid Kutub, benim gözümde en mükemmel YAZARLARdandır. On bin küsür kelimeyi kullanabilen kaç yazar var?

Ya da; “Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır.” diyebilecek kaç insan vardır, bu sözlerinden sonra asılan?

Yazar-lık bambaşka bir makam. Bence, benim gibi acemi bir kalem sahibiyle kirletilmemesi gereken bir makam.

Sizin lütfiyeNİZ olmak bana yeter.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir