DipNot

Bir varmış bir yokmuş… (Ciddiyetle başladım! Tarihe not düşek mi? 😉 1930 yılında, yirmili yaşlarının delikanlılığını yaşayan uzunca boylu bir genç, sevdiği arkadaşının kızı doğduğunda sık sık ziyaretine gider, arada kızın beşiğini sallarmış. Gel zaman git zaman, bu genci bir gün babası karşısına almış. “Evlat! Evlenme yaşın geldi. Seni kardeşimin kızı Zinnet ile evlendireceğim. Bu mallar dışarı gidemez! Siz evleneceksiniz, Karahasan soyu bu topraklarda çoğalacak.”

Bu delikanlının gözü, kız kardeşi gibi gördüğü Zinnet’te olmasa da, babasının beş tane kız evlattan sonra gelmiş ilk oğlu olarak lafını da ezemiyormuş. Kabul etmiş, evlenmişler. Ama o delikanlı hiçbir zaman mutlu olamamış. Üç erkek evladı doğmuş Zinnet hatundan. İlk iki oğlu çocukluk çağına erişemeden ölmüş… Üçüncü evladı Cevat ise… Bir doksan boyuyla, simsiyah gözleriyle abilerinden daha uzun yaşamış.

Evlenmiş, dünya tatlısı bir genç kızla. Üç erkek evladı da Cevat‘ın olmuş. Cevat, mutluymuş ama… Dünya dar-ı imtihandı, değil mi? Cevat, hayatının baharında ince hastalığa yakalanmış. Ne tazecik hanımına doyabilmiş, ne de evlatlarına. Cevat, hayatının baharında veda etmiş ailesine.

Cevat… Benim amcam. Rahmetli dedemin ilk karısından olan, hiç tanımadığım amcam. Resimleri var Cevat amcamdan geriye bir de annemin bize anlattıkları.

Cevat karakterini yazarken, bana anlatılan amcam geliyor gözlerimin önüne. Bir gün, bu hüznü atlatıp, neşeyi hissedebilirsem “Cevat” derken, belki o gün Cevat’a da bir hatun yazabilirim. O güne kadar beni affedin olur mu?

Yine hüzne mi düştünüz? ?

^^Etmayun yau^^

Ben de öyle hüzünlü hikayeler var ki. Elbet insanoğlunda vardır ama… Ben duyguları çok derin yaşadığım için böyle meseleler çıkıyor ortaya. “Tamam anlıyorum. Rikardoyla konuşmak istiyorsunuz…” Vay anasını! Pembe diziler hala varmış ?

Hüzne düştükçe açacağım bu Planet Pembe’yi 🙂 o yazdığım replik hayal ürünü değil ?

Neyisa ha.

Yazacak çok mesele vardı… Unuttum gitti 🙂

|Biz|

13|03|2004 bizim vuslata bir adım daha yaklaştığımız gündü. O gün kuaförün bana yaptığı makyaj varla yok arasıydı. Hepi topu; parıldamayı önlemek için fondöten, çatlak dudaklarımı kapayacak ruj, uçlarında renk olmayan kirpiklerime rimel sürmüştü. Öyle farların renk geçişlerini kullanamamıştı yani sanatçımız 🙂

Babamın kat’i emri: Makyaj yapılmayacak! emrine riayet etmeyişimin nedeni stüdyoda çekilecek fotoğraflarda parıldamamak.

“Parıldamayı öğretiyor bütün meşalelere…” Yav he he alıntı. alla alla! Kafayı taktığın şeye bak!

Yarim kuaförden çıkıp arabaya bindiğimizde, ciddi bakışlarla yüzümü inceliyordu. Sessiz sözsüz incelemesiyle utanç hissediyordum ama…

“Neden makyaj yaptırdın? Yanaklarının pembeliğini örtmüşler…” demişti. İyi ki de yaptırmıştım bence. O gün başıma gelenlerin utancıyla Çanakkale domates gibi dolanırdım ortalıkta.

Stüdyoya geçtik, muhteşem küçük ablam “babam birbirinizden uzak durmanız koşuluyla izin verdi fotoğrafa” dedi.

Yarim ise “neden? Adam mı öldürdük?” dedi, yarı espri, yarı ciddi. Beni koltuğa oturttuklarında yarim de arkamda bir taburede oturuyordu. Sol omuzumun üzerine eğilip, derin derin nefesler çekiyordu içine. Onun o aldığı latif nefesler var ya… Aşka şükretmeyi öğretiyordu o mart soğuğuyla tir tir titreyen küçük kıza. Dönüp ona baktığımda “bir de ruj sürdürmüşsün. Çatlak tedavisini erkene almak lazım” demişti. Bir stüdyo dolusu insana bakamazken, yüzümü örten makyaja minnettardım.

Başımı kulağına yaklaştırdım “uzak dur benden, helalim değilsin!” diye fısıldadım. Yarimin göz rengi siyaha yakın bir kahve. İnsana derin derin bakar, o kara gözleri cümlesi olmadığında meramını anlatır. Hiçbir şey söylemedi karşılığında. Sadece baktı…

Akşam olmak üzereydi eve geldiğimizde. Babam beni gördüğünde “kuzucuğum… Senin güzelliğine ne lazım makyaj? Silsen iyi olur” dedi, sarıldık birbirimize.

“Dudaklarım çok çatlamıştı baba. Fotoğrafta bet çıkmamak için sürüldü” dedim ama içimden ‘babam… Dudaklarımı korumak için bu ruja muhtacım” diyemedim ? gerçi… Babam da illaAllah edecekti ya sonraları bizden. Neyisa 🙂

Babam, ikna oldu “tamam kuzucuğum” dedi. Babamla aramızda bambaşka bir bağ vardır. Üzüntümü gözlerimden anlar canımdan ötem.

Babam o akşam içimdeki paniği de anlamıştı sanırım. Daha önce bin beş yüz kez söyledim heralde galiba sanırsam ama yine söylüyorum. Arkadaşlarımın hepsiyle “kardeş naber ya” diyerek muhabbete giren, sevgili ve flört kavramından tiksinen bir genç kızdım. Benim elime dokunacak kişi helalim olacak sadece derken aşkı nasip etti Cenab-ı Hakk. O güne kadar masum, tertemiz, babasının kuzusu, annesinin deli paçisiydim. (Paçi: lazca da küçük kız. ( ben aşmışım gardaşım ya ? akademik bir değere sahip şu yazdıklarıma bakarsanız göreceksiniz ki; ne konudan saptım ne de fuzuli parantez israfı yaptım. Evet! Şindi (<– şindi diye okuyunuz! Düzeltmeden. Kasten bizzat hür irademle o bozuk kelimeyi binbir uğraşla oraya kondurduysam… Emeğe SAYGI BAYLAR!!! Dağılın… Siz değil ha… Kafamın içindekiler :)) ana…. Parantez açıp, şindinin nasıl okunacağı brifingini verirken o “şindi”yi oraya neden yazdığımı unuttum.

Geriye dönüp göz atmak suretiylen, mujdeli haberimi verebilirim ki; DEVAM… -şindi konudan bir parça sapmış olabilirim. Di o unuttuğum 🙂

-PARÇA? Hangi parça? Koskoca bir paragraf lan o!
-pekki

Hahahahha! Aliye çok şaşırdı teslimiyetime. Anlamayan kardeşlerim; tekrar okuyarak yormayın aklınızı.

DEVAM- yarimi görene kadar sessiz sakin olan ben, onun öpüşünü merak eden de ben. Hani eleştiren kişiler aşkı hiç tatmamış ya… Aşk gönle girdiğinde fikrin kalmıyor ki sende. İslam, neden kesin kurallar koymuş kadın ve erkek münasebetlerinde? Allah, bizleri bizden daha iyi bilendir. İki insanın kalbine aşkı düşürdüğünde, getireceği duyguları da bilendir.

“Bu nasıl masum kız? O yolun yolcusuymuş, belli” demeden önce bilemediğiniz; aşkın kalbi yönleri kadar cismani yönleri de olduğudur. Yazdığım karakterler bütün kusurlarıyla, günahıyla benimdir. Beğenen okur, beğenmeyen de okumama iradesini kullanır.

CANIMSINIZ lan ❤️ şundan birkaç adet daha bırakırdım ama çok konuştum.

lütfiyeNİZ

177 toplam okunma, 1 bugün toplam

DipNot” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir