DipNot

……

……….

……………..

Soru; manyak ne yapmaya çalışıyor?

Cevap; üstünde hamlık var atmaya çalışıyor!

Ne var lan Aliye! (En baş belası kişiliğim. Hatırladınız mı? Unuttunuz mu? ?) Başladın hemen ilk satırdan paylamaya! (Parantezi ne kadar çabuk kapadım fark ettiniz mi? Vay anasını! Olgunlaştım mı ne… Ehe 🙂 bunu da kapim mi? Taam) “Ahh! İlk satırında P. Sherman yazıyor!” “P Sherman’ın hiçbir anlamı yo o ok..” Ve sonra “P. Sherman 42 wallaby yolu sydney!” diye okur ve o kötü balık maske eşliğinde taşın arasına sıkışır. Ahh “Finding Nemo” sen benim gönlümde en kral balık alemi animasyonusun. Bunu yazdım ama … Umarım izlemişsinizdir. Ben hala izliyorum.

Burada yazdıklarım saçma, okunmaya değecek şeyler değil farkındayım. Hikayeyi yazarken belli bir kural ve düzenle hareket etmek zorundayım ama burda tamamen bir “fuzuli kelimeleri boşaltım” seansı yaşıyorum. Sevgili okuyucu, bu satırları okuma zahmetine gireceksen;

1. Mantık arama
2. Hikayeyi yazanda lütfiye bu saçmalıkları yazanda lütfiye unutma
3. Evet… Çok hazin ama çok kişilikli bir tip bu lütfiye… Ben yani.. Çok kişilikliyim.

Yazmak istediklerim çok ama sıkıntılarımın altında eziliyor. Tuhaf bir dudak yapım var benim. Bazen sabah aynada es kaza kendime baktığımda ‘yüzümün yarısı dudak’ diye bir düşünce geçiyor içimden. Şimdi bir de enfeksiyon var dudaklarımda. “Bir dudak bu kadar mı acır?” Ve “dudak nasıl acır?” Sorularını bana sesli sesli sorduruyor. Gözlüklerimi çantamdan almaya üşendiğim için ilerleyen saatin yorgunluğuyla perişan oldular ipadin ekranına bakmaktan.

Ama ben iyiyim… İyiyim…

Akşam İstanbul’un muhteşem yağmurlu havasını bozan trafik çilesiyle boğuşurken yarime “ah! Sana son bölümü okiyim mi?” dedim. O da “oku bebeğim,” dedi. Bunu arada yapıyorum aklıma Kemal Sunal’ın “Varyemez” filminde Cem Davran’ın senaryosunu sürekli birilerine okumak için yırtındığı sahneler geliyor. Yarime hatırlattığımda da başlıyoruz gülmeye. Yani anlayacağınız şu dakikalara kadar bölüm düzenlemesi devam etti. Keyfi değildi yayınlayamamam.

Sizi seviyorum lan. (Fi… Geçmiş zaman ?)*
*edit: aradan geçen zamana rağmen değiştirilmeden aktarılan bir dipnot

|Biz|

Sözlendikten sonra benim muhteşem olan küçük ablam “bi akşam Onu bize yemeğe çağır gelsin” dedi. Hov hov! Heyecandan kafam tavana vuruyordu neredeyse. Konunun içindeki özne bensem ve o salak özne çekyatın üzerindeyse bir de zıplamışsa. Taam ya… Neden her iğrençliğimi annatıyorum ki. Tiksindiniz mi ki benden ? ? (tiksinmeyin la!! Abartmayı seviyorum ahahhahahahah ?)

Bunu da atlatacağız!

Babamdan izni kaptım, davetimi yaptım. O gece telefonda onun o muhteşem sesinin büyüsünde mest olmuş onu dinlerken “bana her “helalim değilsin uzak dur benden” dediğinde sana tekrar tekrar hayran oluyorum. Ama bilki Allah korkusu beni uzaklaştırabiliyor senden. Senin yanında olup sana dokunmadan durabilmem için tek nedenim Allah korkusu” demişti.

Öyle garip bir histiki. Kullandığı kelimeler, kadife yumuşaklığında buğulu ses tonu… Beni ne hale getirdiğinin bilincinde olan helalim olmayan sözlümdü işte 🙂

O akşam siyah bir etek, üzerine siyah badi giymiştim kelebek desenleri olan. Tabii hatlarımı belli etmemesi için bordo, ince, kapüşonu olan bir hırka çekmiştim üstüme. Gözlerime siyah göz kalemi çekerken heyecandan ellerim titriyordu. ‘Acaba beğenecek mi?’ düşüncesi çok acayipti be.

O akşam ablamın hazırladığı o muhteşem masada ne yemek yiyebildi ne de ben. Yeğenimin odasına geçtiğimizde ben yatağın üzerine oturmuştum o da karşıma sandalyeye. Utancımdan gözlerine bakamadığımda bana “masum yüzlüm.. Bana baksana” diyordu. Aslında içten içe kızıyordum ha ‘neden boyamı fark etmedi’ diye. Tabii ki kendimi tutamayıp “sen beğeneceksin diye gözlerime kalem sürdüm ama fark etmedin bile” diye sitem ettim. Bana cevaben söylediği tarihe not düşülecek cinstendi “ben senin gözünün içine bakarken kenarına çektiğin değersiz boyaya nasıl takılayım?” dedi. Bi de derin bir nefes alıp “o güzel dudaklardan geçicem, o kaşlarından geçicem, gözünün renginden geçicem, kenarına sürdüğün boyayı fark edicem,” vardı ardından gelen.

Edebiyat gibi değil mi? Ama hakikatti. O zaman da gözlerimin içine bakıyordu şimdi de. Haa! Şu bir gerçek. Dışarıya çıkarken asla istemezki gözlerimde boya olsun. Eşlerin arasında illaki anlaşmazlık olur ya. Kadın ne yapar öyle durumda? Belki dır dır eder kocasına ya da alışveriş yaparak intikam almaya çalışır. Bende işe giderken göz kalemi ve rimel sürerim. Benim sürdüğümü gördüğü zaman omuzunu yatak odası kapısının pervazına yaslar öfkeli bakışlarla beni seyreder.*

*artık yapmiyorum

Ahhh!

O var ya… Muhteşem bir andır benim için. Dırdırla neden uğraşayım? Alışveriş? Kesinlikle yorucu. Allah affetsin en kolay yöntem gözlerimi boyamak!

O gece sandalyede otururken, gözleri gözlerime kilitliyken “dua et kapıyı kapatamıyorum” diye fısıldamıştı dirseklerini dizlerine yerleştirip hafif öne eğilirken…

Candan ötesiniz benim için. Allah’a emanet olun.

Beni yorumsuz bırakmayın. Belki anında dönemiyorum yorumlara ama ne kadar zaman geçerse geçsin hepsi benim hazinelerim oluyor. Tek tek cevaplarken dünyanın en şanslı insanı kendimi sayıyorum.

Gidiyorum nihayet.

Beni unutmayın 🙂

lütfiyeNİZ

DipNot” için 5 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir