DipNot

(lağğnnn!!! dipnot yazmayı özledim yine)

heyecannandım sanırsamki ellerim titriyor. burada söylemeden geçemeyeceğim

şimdi ellerim titriyooor yalnızlığın (<– yazım kuralının ihlal edildiği her satıra inat en mükemmel kelime ilan ediyorum “yalnız” kelimesini. o kelime her kelimeden ayrı kalmalı! o beni ifade etmeli! benim kadar yalnız olmalı! herkes yalnız olmalı bu şehrin sokakları, gökte gezen yıldızlar (bu bir şarkı, ben şarkının yalanıyım (evet yalancısı değil yalanı (ve olur parantezler iç içe kaç?) kesinlikle) yeryüzünde benim kadar yalnız kalmalılar) PARANTEZİN ANA KONUSU; “yalnız” çok muntazam yazıldı)

bu şarkı ne patlamıştı bee. bunu da hatırlıyorum. 2000 doğumlular bilmez, hatırlayanların bir hüzün buğusu taşırıyordur gözlerinden.

……

…….

en son ne zaman dip not yazdığımı hatırlayamadım. geçen pazartesimiyidi..? insan istiyoki belli bir yaşa erişince normal düşünmeye başliyim. bunca zaman sonra “selam” diyerek başliyim dip nota, paldır küldür aklıma düşenlerle değil.

her neyisa!

makine arıza yaptı hacılar!

bu dipnotumuzun ciddi bir misyonu var. küçük bir anıda sıkışıp kalmış, büyük bir kabusumu paylaşmak istiyorum sizinle. onun öncesinde söylemek isterim ki; duygularını herkes gibi yaşayan biri değilim. abartılı coşkuların yanı sıra derin kırgınlıkları da kolay atlatabilen bir yapım yok.

beş yaşın güzelliği bambaşkadır benim için. okulla aranda iki yıl kalmıştır nihayetinde. bakkala yalnız gidebilirsin (itiraf ediyorum; benim oğlum dokuz yaşında ilk kez bakkala gittiğinde, rize’de anneannesine, istanbul’da babaannesine haber verip, büyüdüğünü ilan ederek coşkuyla kutlamıştık bu durumu. iki büyükanneye durumu anlatırkenki heyecanı hala gözlerimdedir yavrumun =) ) <–bu ikinci işaret parantezi kapadığımdan. yoksa bol bulduk saçalım yapmadım aasasasdadsd ?

bir türk filminde gördüğüm bir sahne vardı. kadın ve adam öpüştükten sonra kadın hamile kalmıştı ??? ah hayal gücü! sen ne zor bir imtihansın. bu konu benim aklımda böyle yer etti; öpüşmek kadınlara dokunuyor ?

ya bu bişi değil! yine aynı yaşlarda “sosyete şaban”ı izledim. filmden aklımda kalan ve hatırladıkça midemi bulandıran sahne; peri, sıkılıp ava gider, şaban ağa abdest bozmak için çalılığa girdiğinde vahşi hayvan sanıp adamı vurur peri kız. çiftliğe geri döndüğünde de elinde av eti vardır ???????????? anladınız mı bağlantıyı?

anlamamakta haklısınız ? siz benim gibi manyakmısınız

adamın kıcını yediler sandım. ben diyorum ya kafam karma karışık. şu saçmalıklarımdan annayın yani ne halde!

konuma geri dönüyorum (unutmadım ?)

hala “gülümsüyorum” bu da çok ezekiel kokan bir kelime artık; “gülümsüyorum”

ne-yi-sa

annem bir çay vakti rize’ye beni de götürmüştü. günlük güneşlik bir gündü. o gün beni bir çocukla tanıştırdılar. ne çocuğu hatırlıyorum, ne de sonra arkadaş olup olmadığımızı. çay alımyeri vardı ırmakta. oraya kadar yürümüştük. o zamanlar mahallede araba yolu yoktu. alımyerinin tam karşısında da yıllardır kullanılmamış bir ev vardı. şimdilerde zemini ayakta sadece. çocuk yanımdan ayrıldığında ben de eve dönecektim. esmer, yemyeşil gözlü bir genç oturuyodu evin önünde.

beni yanına çağırdı. gittim. “sana sakız vereyim mi, ister misin?” dedi, “olur,” dedim. “tamam ama bir kere öpeceğim seni,” dedi. beni gören herkesin ilk tepkisi zaten öpmekti. yadırgamadım yanağımı uzatırken. o pisliğin etrafa attığı tedirgin bakışlarını ben yandan yandan görüyodum. bir anda dudaklarıma kapandı pis dudakları. geri çekildiğinde dudaklarının üzerindeki ter damlacıkları ayrı, öpülmenin o pis hissi ayrı bulandırmıştı midemi. sakızı elime tutuşturduğunda koşarak eve kaçmaya çalışıyordum patikada. muzlu big babolun hiç açılmamış sarı paketine yaşlı gözlerimle bakıp çaylığa fırlatmıştım.

dedemin evi önünde akan şerbetten bahsetmiştim hatırlarsanız. oraya bir iskemle dayayıp diş fırçamı ve macunumu elime alıp dişlerimi fırçalamıştım ayna karşısında. korkuyla iri iri açılmış gözlerimden damla damla gözyaşlarım akıyodu. ve benim aklımdan geçen “ben çok küçüğüm, nasıl anne olurum?” düşüncesiydi.

o günden aklımda kalan; güneş, muzlu big babool, esmer adam, aynadaki gözlerim, ipana çocuk diş macununun çileksi tadı sadece. başka hiçbir şey yok. bir de uzun yıllar atlatamadığım bir utanç.

bu olayı ilk anlattığımda iki ablamda evliydi, kocaman çocukları vardı. yani anlayacağınız

*Anlatmak öyle kolay bir iş değil!*

duyguları çok yoğun yaşayan biriyim maalesef. benim yarim diyerek hayran olduğum adam, beni öpemediği halde seviyor. aldığı defolu kızı, elleriyle sevgisiyle iyileştirirken bana bu kötülüğü yapana beddualar ediyor.

birileri bu acıları yaşıyor arkadaşlar! siz okurken “dayanamıyorum” diyorsunuz ama insanlar dayanarak yaşam mücadelesi veriyor. çocukları bilinçlendirmeye bir örnek olabilir belki karaladığım birkaç satır. çocuk denen varlık öylesine masum ki; kötü onun gözünde, dünyayı tehdit eden bir yaratıktan ibaret çoğu zaman. yani; hayal ürünü.

ben Ayşe kadar cesur değildim. yaşadığım çoğu kişiye basit gelse de benim yıllarımı katledecek kadar ezdi ruhumu.

en dip not: eğer candan öte’yi okuyup Ahzen’e geçdiysen; bana güven hikayenin seyrine dair…

lütfiyeNİZ

2,685 toplam okunma, 2 bugün toplam

DipNot” için 4 yorum

  • 26 Kasım 2018 tarihinde, saat 13:09
    Permalink

    Hala kimseye anlatamamışlar var bide…

    Yanıtla
    • 26 Kasım 2018 tarihinde, saat 13:15
      Permalink

      anlatmak zor

      Yanıtla
      • 2 Aralık 2018 tarihinde, saat 18:19
        Permalink

        34 yaşıma geldim ben de hala mahalle bakkallarına giremem LütfiyEM ?

        Yanıtla
        • 3 Aralık 2018 tarihinde, saat 11:27
          Permalink

          ? geçmiş olsun GülayıMMM. belli ki derin bi nedeni var.

          Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir