DipNot

Hikaye yazmaya başlamadan önce otobüste sürekli bir şeyler okuduğumu gören insanların meğer dikkatini çekiyormuş benim sürekli “Okuyucu” halinde görünüşüm.

“OKUYUCU”
İşte size efsane bir film daha.
Tabii dram sevenlere.

Yani benim gibi…. Hahhahaha !! Burda kibirle gülümsüyordu satırların sahibi! Aha da boyle –> ?

Elbette unutmadım anlatacağım meseleyi 🙂 beni ne sandınız?

Evet; mantıksızım
Evet; bölüm kada uzun dip not yazıyorum
Evet; birbirinden alakasız cümleler topluluğundan ibaret bu dip notlar

Ama

Napacaksın hacım? Varlar.

Ben kimsenin dikkati(konuma geri döndüm. Fark etmemişsen diye şettim ha. Yardımcı olabilmek maksadıylan. Neyisa ha. Hayde)ni çektiğimi düşünmüyordum aslında. Her sabah beraber işlerimize gittiğimiz bi hacı dayı vardı. Bir akşam beraber rastlaştık otobüste dedi “kızım yazık gözlerine. Ne yapıyorsun imtihanlara mı hazırlanıyorsun? Bu kadar okumak olur mu?” dedi.

Dayı….

Büyüksün.

Oyle şirin bi dayı ki. Şivesiyle, ilgisiyle böyle sıkacaksın yanaklarını ya. “Yok dayı. Öğrenci değilim,” dedim, rahatladı.

Bi akşam yine hikaye yazmaya başlamadan önceki serbest dönemimdi çünkü Kurt ve Kumru diye bir kitap var Kathleen E. Woodiwiss okudunuz mu? Ben iki kere okudum.

Geri zekalıyım ? ilkinde annamadım. Tekrar okudum 🙂

Neyisa ha. Konu benim zeka seviyem değil. Mest oldun tabii ben kendime senin yerine hakaret ederken. Allah ıslah etsin seni ne pis kalbin var ya… Kokisi buriya kada gelmiş bile olabilir.

Ne-yi-sa

Ne diyorduk…. Geri zekalıydım…. Senin hoşuna gitti… Sora sora…. Hm…hm… Buldum 🙂

Otobüse bindim, bazı otobüslerde şoförün arkasındaki koltuk tekli oluyor. Cam ve koltuk arasında kalan kısım neden bir koltukla değerlendirilmemiş, yüzyılın en haklı sorusu olabilir.

……

Dınınım dınınınnınını…. Saw serisini efsane kılan melodiyi mırıldanıyorum ama yazarken pek başarılı olamadım. Kaç kiçi benim dınının larımı itinaylan okurki. Çok içerledim. Konu şuydu ki; o sorduğum soru var ya… Kurtuluşumuz olabilir. Çok kez o tek koltukta yanıma bir kişi daha alıp yolculuk yapmışlığım var. Alan geniş, yolcu çok, koltuk az. Allah cezasını versin bu toplu taşımaları bu kadar şekilsiz yapanların.

#Bence uykum var benim. Gene veryansına başladım#

Ne annatacaktıysam vazgeşdim

Annatmicam

|Biz|
Nişan fotoğraflarını seçmemiz için stüdyoya çağırdılar bizi muhteşem ablamla beraber gittik. Hiç unutmam o günü öğrenci bolluğu vardı stüdyoda. Mart ayında bi organizasyon mu oluyor okullarda da her ergen ve de gergin genç adayı resim çektiriyor? Neyisa. Ablamla bekledik sabırla, stüdyo boşalınca sıra bize geldi. Genç bir çocuk pc başına buyur etti bizi, oturduk yanına. Fotoğrafları gösterirken çocuk aynen şu şekilde; “şurda çok güzel çıkmışsınız… Burada gözleriniz harika…” Falan filan. Seçeceğimiz birkaç poz, ben bir türlü beğenmiyorum çocuk hayran hayran gösteriyor fotoğrafları.

Beğenip çıktık stüdyodan ama biz hala işin dalgasındayız. Ablam çocuğu taklit ediyordu, “şu resimde şöyyleesiiniizz…. Bunda böööylleessiiniz…” Falan diye, gülüyoruz mutlu mesut. Şimdi bu tazecik nişanlıya anlatılmaz mı? Ben anlattım.

Telefonda bana “istiyosun o stüdyoya gidiyim… O kamerayı onun g*tüne sokayım! Pezevenk! Ona neymiş acaba senin güzelliğinden ya da gözlerinden!” derken sinirinden de siteminden de etkilenmiştim. Kim ne derse desin kardeşim. Dozundaki kıskançlık güzel bence ?

Fotoğrafların tab edilmesi birkaç gün sürdü. Alma vakti geldiğinde bir akşam işten çıkıp bize geldi yarim. Annem, ben ve yarim yürüyoruz fotoğrafçıya. Günahı bir kez işlediğinde maalesef insan fıtratındaki ülfet meydana çıkıp, ikincisini ve devamını daha kolay yaptırıyor sana. El ele tutuşuyorduk annemiz yanımızda. Hem de ben. Rusya’ya gitme hayali olan, oradakilere İslam’ı anlatma hayali olan, günde üç yüz küsür sayfa Risale okuyan, Allah korkusuyla hiçbir erkeğe bakmayan kız, yarimin elini bırakamıyodum. Annem biraz önden yürüdüğünde belime sarılıp, beni kendine çekişleri derman bırakmıyordu bacaklarımda.

Stüdyoya girdik “burda mı o lavuk?” diye sordu kulağıma eğilip. “Hayır!” dedim gözlerime baktı dik dik. “Yalan söylemeyi becerebileceğimi sanmıyorsun, değil mi?” dedim, tatlı tatlı gülerken “Elhamdülillah,” dedi.

Eve geldiğimizde vaktin geç oluşuyla giderken yarim ayrı kalmak istemiyordum bir an olsun ondan.

Hala da öyle. Eve geç geleceği zaman, benim başka yerde kalmam gerektiği zaman, onun başka bir yerde kalması gerektiği zaman… Hepsinde aynı hüzün oluyor yalnız kalışlarda.

Anneannemin kız kardeşi benim için gerçek bir anneanne ve babaanne yerinde olan tek kadın; Şükriye anneannem geldi bize birkaç gün sonra. Ruhu şâd olsun, kabri nurla dolsun inşAllah. Ben onun gibi bir insan daha tanımadım. Latif bir varlıktı Şükriye anneannem. Ne anneanneme ne de babaanneme benziyodu. Anneannemin kardeşi, babanneminse görümcesi olur kendisi. Bambaşkaydı. Yarim bir akşam geldiğinde, anneannem bizi yan yana gördü. O gittikten sonra; “bu çocuk seni çok seviyor kızım. Sanki bakışlarıyla kalbine kilitleyecek seni,” demişti.

Şükriye anneannem bize ilk kalmaya geldiğinde, bana; “Rabbim seni cennet gibi bir yere nasip etsin. Çok seveceğin ve seni çok sevecek hayırlı birine nasip olasın” diyerek dua ediyordu. Onu evine götürmeye amcam ve yengem geldiğinde, yengem mübarek kardeşinin bahsini açmıştı anneme. Yani 10 Ocak’ta… Yani ben yatsı namazımı uzatabildiğim kadar uzatma derdinde olduğum o akşam.

O şaşkın halimi yazdığım dip notu hatırlayanlar varsa anlamışlardır ne demek istediğimi.

Keşke heppiniz hatırlasanız

Sizi çok Seviyorum ki ben. Sizi ama. Tanıyıp sevdiklerimi.

Neyisa ha …. lütfiyeNİZ =]

DipNot” için 2 yorum

  • 2 Kasım 2018 tarihinde, saat 02:31
    Permalink

    Ozaman beni tanıyormusun diye sorarım burda?

    Yanıtla
    • 2 Kasım 2018 tarihinde, saat 11:41
      Permalink

      benim bi SüheylaM var. tanıyorum ve çok seviyorum. şimdi bu yorumda her şey muallak

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir