Candan Öte ~ 1 | Ümit

“Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.”
Yunus Emre

İstanbul
22 Mayıs

Dirseklerini bilgisayar masasının tertemiz ahşabına yaslarken, çatık kaşları ve artık usanmaya başlayan sabrıyla bakıyordu elindeki telefona. Numarayı rehberindeki kayıttan bulup aramasının ardından telefonu kulağına dayamasıyla, o aşina bağlantı melodisini dinliyordu; Ardahan Şirketler Grubu’nun. Birkaç aşama daha ve ardından Pelin Hanımın o nazik ses tonuyla kibar bir karşılanmaydı, “Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?” kalbine bir parça rahatlamayı sağlayan.

“Merhabalar, Pelin Hanım… Melek Yakut ben, Boğaziçi Üniversitesinden,” derken, bir aydır konuşmaya hep bu takdimle başlamış olması da ironikti belki de. Her defasında kendini tanıtıyor ve unutulmuş olabilme olasılığına gönderme yapıyordu ince bir dokundurmayla.

“Merhabalar, Melek Hanım. Nasılsınız?”

“Çok iyiyim, teşekkürler. Sizi yine rahatsız ediyorum kus…” Sözü, Pelin’in nezaketiyle kesiliyordu. “Estağfurullah, Melek Hanım. Mete Bey kararını bildirmedi daha. Bildirdiği an size dönüş yapacağım, hiç merak etmeyin.”

“Çok teşekkür ediyorum. Sizden haber bekliyorum… İyi günler.” Başarısızlık hissiyle telefonu kapadığında, içinde ümide dair hiçbir emare kalmamıştı.

Genç ve Başarılı İş Adamları

Bu başlık altındaki adamların zor adamlar olduğuna kat’i kanaat getiriyordu, Melek. Ne olurdu bu fâni öğrencilerin arasına karışarak, o engin birikimlerini (bilgi açısından) bu bîçarelerle paylaşsalar?

Son bir aydır, Allah’ın her günü neden başka bir iş adamı bulmadığını sorguluyordu.

“Yüzünün aldığı şekilden Pelin Hanımın aynı cevabı verdiği anlaşılıyor; “Mete Bey kararını bildirdiğinde size döneceğim” mi dedi yine?” Ayşe içeri girip kapıyı kaparken, Melek sıkıntısını içinden atabilme ümidiyle aldığı derin nefesi veriyordu.

“Aynen öyle söyledi. Ben ne yapacağım? Enver Bey bana güveniyor ama ben net bir cevap almayı bile beceremedim.” Pesimist bir melankoli insafsızca çöktü üzerine. “Yarın rezil olacakmışım gibi bir his var içimde.”

“Hiçbir şey olmayacak, can koç. Endişelenme! Gelmezse gelmez! Ne kaldı yavrum mezuniyete?” Arkadaş tesellisi yüzünü istemeden de olsa güldürdü Ayşe’den geldiğinde.

“Yemeği dışarıda mı yesek?” Normal koşullarda sıradan bir teklif gibi görünse de bu iki genç kız için gayet sıra dışı bir durumdu. Ayşe’nin şaşkınlığı sebepsiz ya da boş değildi.

“Vay canına! Kuzumun canı gerçekten sıkkın. Yapalım bir hovardalık,” diyerek Melek’in elini tuttuğunda kısa sürede olsa aldığı nefeslerin ciğerlerine şifa olduğunu hissediyordu.

Yedikleri; İdris ustanın elinden çıkan enfes köfte ekmekti morallerini yüksek tutmak istediklerindeki reçete. Gereksiz para harcamaktan ne Melek ne de Ayşe hoşlanıyordu. Köfte ekmek, İstinye sahili ve arkadaş muhabbetiyle iki saatliğine bile olsa Melek konferanstan başka bir şeyle ilgilendiği için mutluydu.

İki kız birbirlerine anlattıkları saçma sapan meseleler ile o kadar eğlenmişlerdiki, Melek kendini daha mutlu hissetmeye başlamıştı. Çalıştıkları mekâna gelen müşterilerin triplerinden anlatmaya başladıklarında iki arkadaş hep aynı sözü tekrarlardı; “Bütün cinsler bizi mi buluyor?”

*

Kısa süreli mutluluğunun üzerinden gün akıp gidince, şu an bilgisayar karşısında kara kara Mete Ardahan fotoğrafına bakan Melek’e en ufak bir faydası dokunmuyordu eğlenerek depoladığı endorfin miktarının.

“Ah Allah’ım! Keşke hiç teklif etmeseydim.” Sessizce mırıldanırken, ümitsizlik buhranında boğulduğunu hissediyordu.

“Yat kuzum, yorma artık şu külüstürünü. Sabah kalkamayacaksın yoksa!” diyen Ayşe’nin, bilgisayarına reva gördüğü hakarete cevap vermeye bile mecali yoktu Melek’in.

Hissettiği çaresizlikle bilgisayar başından kalkıyor, “Allah’ım, bir mucize istiyorum,” diyerek daha fazla yormadan bilgisayarını kapıyordu.

Dekana rezil olmamayı tabii ki istiyordu ancak asıl istediği; yirmi dokuz yaşındaki genç iş adamını yakından görmekti. Onunla ilgili bütün makaleleri okuyor, söyleşilerini takip ediyordu. Bilgisayar masasının kilitli çekmecesinden, on yedi yaşından bu yana biriktirmeye başladığı fotoğraf ve haberlerle oluşturduğu albümü çıkardığında yatağına doğru ilerliyordu. Farkında bile değildi fakat elindeki albümü göğsüne bastırıyordu.

Mete Ardahan.

Pırıl pırıl bir gülümseme vardı ilk sayfasında, gece lambasının loş ışığında bile fark edilebilecek bir güzellikte…

Yatağına uzandı, gece lambasını söndürdü. Bu kez albümü göğsüne bastırdığında tek isteği dudaklarından dua olarak döküldü, “Allah’ım, ne olur bir mucize olsun.”

*

Sabah gözlerini açmak istemediği hâlde, yatağının yanında dikilmiş; Amy Lynn Lee sesiyle, yüksek perdeden konuşan Ayşe’nin haklılığını göz önünde bulundurarak araladı gözlerini.

“Gece yatmak bilmedin tabii, şimdi de kalkamıyorsun. Saat 10:00 haberin olsun kuzu.”

Her zaman hayret ettiği bir gerçek vardı; bu kadar küçük bir kızdan böylesi yüksek bir ses nasıl çıkabiliyordu?

“Ayşe’m, kendi içimde dedikodu sebebimsin. O küçücük bedeninde o sesi nasıl saklıyorsun? Ayrıca yataktan çıkmak istemiyorum ben! Bugün ölmek istiyorum!” Arkadaşının çatılan kaşlarına bakıp, “Biraz ölsem? Az ama… Bana kadar. O da mı olmaz?” diye sorarken, Ayşe’nin yüz ifadesine baktıkça içine yayılan huzuru hissediyordu Melek.

“Bugün ölemezsin! Aslına bakarsan beni bırakıp asla ölemezsin! Kalk ve konferansa hazırlan uyuyan güzel.” Ayşe’nin gözlerinden akıyordu samimiyeti. “Beni bırakıp” dediğinde arkadaşı… Canına can katıyordu.

Yataktan miskin hareketlerle kalkıp, üzerine bir hırka çektiğinde dolaptan havlu ve diş fırçasını aldı. “Bugünü atlatırsam, atlatabilirsem… Bir daha böyle sıkıntılı işlere bulaşmamayı düstur edineceğim!”

Müşterek bir kurumda, erken kalkmak yerine vaktini yatakta geçirdiği için şimdi sabırla duş sırası beklemesi gerekiyordu. Beklerken dişlerini fırçalıyor, fırçalarken de son çare olarak ne yapabileceğini düşünüyordu. Mete Ardahan’ın mail adresine çaresizliğini değil fakat davetini yollayabilirdi. Kafasında şekillenen fikirle ümit etmeye izin verse de bir taraftan da, “Bu son deneme,” diyordu kendi kendine.

Olmadığı takdirde sadece; kader, diyecekti…

Banyo sırasını belirleyip odaya koştuğunda alelacele bilgisayarı açtı. Ayşe, bilgisayarına; “Külüstür!” dediği zaman Melek savunmaya geçip; “Hiç de değil! Onun bir ruhu var yavrum,” der bilgisayarını korurdu ancak şu an açılmaya çalışırken çıkardığı yorgun seslerini dinlerken acı hakikate gözlerini kapayamıyordu daha fazla. Eliyle monitörünü okşarken, “Tatlım tam bir külüstürsün,” diye mırıldandı belli belirsiz.

Bilgisayarı açılana kadar saat 10:15 olmuştu.

Mail programını açtığında ne yazacağına karar vermeye çalışırken adresi girdi. “Konu: ne olabilir? Meraklı öğrenciler. Çok mu lakayıt? Hayır, iyidir… Ne yazsak?” Düşünürken tıkladığı her tuşa sesiyle söz oldu, Melek.

“Sayın Mete Ardahan
Üniversitemize teşrifinizi (heyecanla) bekliyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi öğrenci birliği başkanı
Melek Yakut”

“Allah’ım, şu maili okuyacak kişi Mete Ardahan olsun…” Duanın ardından sözlerini sessizliğe gömdü. Banyo için çıkmadan son bir kez daha bakarken bilgisayarın ekranına, derin bir nefes alarak kapadı odanın kapısını.

Beşinci yılın sonunda başına açtığı sıkıntıyı düşünmek, dudaklarına buruk bir tebessümün yayılmasına sebep oldu. Beş yıl önce Ayşe ve Melek yurt müdiresini görmeye geldikleri gün tanışmışlar ve birbirlerinden ilk görüşte nefret etmişlerdi. Yurtta boş yer yoktu ve ikisi de müdirenin; “Boşluk olursa size haber vereceğiz,” sözlerine muhatap olmuşlardı.

Bir mucize gibiydi ümidinin kesildiği bir anda; “İki kişilik bir oda boşaldı kalmak istersen,” diyen Hanife’nin sesini duymak. Telefon kulağında olduğu hâlde yerinde heyecanla zıplarken, şimdi en yakın arkadaşlarından biri olan gencin annesi kahkahalarla gülmüştü Melek’in hâline.

Beş yıl, çekilen onca sıkıntı… Hepsi gelip geçmişti.

Geleceğinden ümidi kestiği “Genç ve Başarılı İş Adamları” konferansının onur konuğu, beş yıldır yaşadığı bütün sıkıntılar gibi bir anda gelip geçecekti… Gelse de, gelmese de.

*

Amfide en arka tarafa yönelirken Melek, sahneye yakın herhangi bir koltukta oturabilecekmiş gibi hissetmiyordu. Gözden uzak olup, kapıya yakın olmaktı yegâne amacı. Konferansın onur konuğu gelmeyecekti ve o da hissettirmeden kaçabilecekti…

Melek, bunları düşünürken Ayşe, “Götüm, götüm kaçacak mıyız Mete Ardahan gelmezse, ne yapacağız? Dışarıda mı otursaydık acaba?” sözlerini fısıldıyordu Melek’in kulağına. İnsiyaki bir gülümseyişin dudaklarına yayılmasına izin verirken, endişenin ulaşamadığı bilincinde sağlam kalmış bir köşenin, espriyi anlayabilmesine izin verdiğini hissetti içten içe.

Bazı öğretim üyeleri ve eski mezunlardan bir ekonomi profesörünün engin bilgilerini öğrencilerle paylaşmasının ardından sözü Rektöre bırakıyordu.

Saat 11:25, yok.

12:30, yine yok.

Ayşe, Rektörün konuşmasından bıktığında isyanını Melek’e fısıldadı, “Birazdan beynim kulağımdan akabilir. Şu anda da akıyordur, bir bak ya! Lan iki saattir bir susmadı boş herif!”

Canı çok sıkkın olmasına rağmen, önemsenmeme gibi karamsar hislerle uğraşmasına rağmen gülüyordu, Melek. Onu tanımayan ve tanıma olasılığı sıfır olan bir adam, davetine icabet etmediği için kalp kırıklığı yaşıyordu. “Adam konuşmaya hasretmiş meğer değil mi? Konferans ona yaradı.”

Sahnede bir hareketlilik olduğunda bu sözlerle dalga geçiyordu Melek…

Gelmeyecek dediği gelmişti…

Kendinden emin, ahvaline hâkim özgüvenle sahnede kürsü arkasındaki yerini aldığında başlıyordu…

Candan Öte ~ 1 | Ümit” için 7 yorum

  • 16 Eylül 2018 tarihinde, saat 18:55
    Permalink

    Tekrardan merhaba:-) hayırlı olsun. Güzel hikâyeleriniz buradan okumak, başka bir keyif olacak eminim. Ellerinize sağlık. Kaleminiz okurların içinde saldıran olacak mi düşüncesi olmadan keyifle kullanmanız dileğiyle.

    Yanıtla
    • 16 Eylül 2018 tarihinde, saat 21:20
      Permalink

      Merhaba. İnşAllah hep birlikte oluruz. Keyifle okumanızı diliyorum 🙂

      Yanıtla
  • 16 Eylül 2018 tarihinde, saat 20:55
    Permalink

    LütfiyEM adetimizi bozmayalım di mi önce yorum özlemişim Metemi ….

    Yanıtla
    • 16 Eylül 2018 tarihinde, saat 21:22
      Permalink

      ne kadar özledim bu ritüelimizi bi bilsen 🙂

      Yanıtla
  • 16 Eylül 2018 tarihinde, saat 22:13
    Permalink

    Sabrettik muradımıza erdik inşallah…
    Geliyorum metem bekle beni ahh metem ahh (özlemedim deme ?)

    Yanıtla
  • 22 Eylül 2018 tarihinde, saat 00:46
    Permalink

    Anammm lutfiyem ben darliktan watpett i sildim sikintidan yukliyim dedim nasil mutlu okdum ya bennnn

    Yanıtla
    • 22 Eylül 2018 tarihinde, saat 16:34
      Permalink

      Yasemin… Sen yoksa benim hemşehrim olan Yasemin misin? ? hani wattpad profil fotosu sonbahar renklerinde olan?

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir