DipNot

Pazar günü sabah namazından sonra yarimle konuşuyoruz “şimdi ne güzel bisiklet sürülür. Etrafta hiç kimse de yok, sokaklar bizim” falan diye. Fikir beni heycanlandırdığında paldır küldür oğlumun odasına daldım.

Diyorumki beyefendiye “hadi kalk pisiklet sürmeye gidelim. Sokaklar bom boş bu saate. Milletin poposunda pireler uçuşuyodur.”

O da gözlerini bile açmadan “benimde uçuşsun” diyo. Sabahın köründe kahkaha atarak odamıza geri dönüp yatağa girdim tekrar. O iki kelime ve oğlumun uykulu yüzü aklıma geldikçe hala gülüyorum.

Kime çekti bu çoocuk ?

Neyisaaa….. Canım babam 🙂 *oğlum bana “en çok babamı mı seviyosun beni mi?” diye sorduğunda “babamı seviyorum! Benim babamı! Canım babam!” diyorum, oğlum başlıyo gülmeye. “Anne! Dedem şıklarda bile yok!” diyerek. Yaş küçük ama kafa zehir ?

SEVGİLİ DENYIL LENIRD! Yine aklıma geldi Gumball .. gözümden yaş geldi lan 🙂

Tamam ✋? sakin! Ciddi olacağım şimdi.

Onlar, anlatsan da anlamazlar
Bir anlam da yüklemezler
Çıldırdığını düşünürler
O büyük düşünürler

“Keşke konuşmasaydım” dersin
Meğer buymuş ilk dersin
Zor iş, kolay gelsin

Elin boşta kaldır, tutmadıklarında
Gözün yaşta kalır, anlamadıklarında
Sesin titrer konuşmaya çabaladığında ardarda”

Çok güzel sözleri olan ki hepsi maalesef dip nota sığmayacak bir Sagopa şaheseri daha.

*düzeltme: arada yazılanların çoğu silindi. Gereksizdi. Unutun gitsin.

Ve…DEVAM

|Biz|

20 Ocak 2004
Günü ilk kez aradı beni. Ne kadar yanlış, ne kadar ayıp ve ne kadar günah hissettirdiğini anlatamam. O kendinden emin ve rahat ses tonuyla konuşurken ben utanmanın etkisiyle sesimi zor buluyodum. Sonraki gün yine aradı.

Ve sonra yine.

Dayanamadım “aramızda bir resmiyet yokken beni böyle araman, bana kendimi kötü hissettiriyor” dedim. “Nasıl bir resmiyetten söz ediyorsun? Noter tasdikli belge mi istersin?” dedi. Bunu söylerken o tatlı gülüşünü duyuyor olmasaydım herhalde ‘dön de neticene gül’ derdim. İçimden ‘git, bir yüzük al noter belgesine gerek yok’ diye dalga geçiyordum ama dışıma hiç yansıtmamıştım 🙂

“Sözlenmeden görüşmesek? Flört gibi hissediyorum bu şekilde” dedim. Derin bir nefes çekmişti içine “sen nasıl istersen” derken. “Mesaj da bu kısıtlamaya dahil mi?” diye sormuştu.

Bir tanem. Çok sabırlıydı.

Ve ukala! O ayrı.

2004 yılını İstanbul da yaşayanlar bilir. Çok ağır bir kış vardı. 26 Ocak’a kadar gelememişlerdi söz yüzüğünü parmağıma takmaya.

26 Ocak gecesi ellerim ve aslında her yerim tir tir titriyordu onlar geldiğinde. Uzun, lacivert bir kabanı vardı. O onu çıkarırken ben ablasıyla yani yengemle sohbet ediyordum ayaküstü. çıkardı, iki parmağının ucunda sabırla tuttu, benim ona bakmamı bekledi.

Bakmadığımda da “alsana kız!” diyerek sitem dolu bir sesle kendini bana hatırlattı.

“Düğün” bölümünde Fuat’ın hareketiydi bu “alsana kız!”

Hatırladınız mı? 🙂 hikayede düşündüğünüzden daha çok |biz| var aslında.

Bütün bu deliliğime rağmen beni yalnız bırakmayan, hep destekleyen hep seven tanımadan sevdiğim Candan Öte Canlarım.. Varlığınıza şükreden bu acizin kalbinde yeriniz bambaşka…

Allah’a emanet olun güzel kişilikler.

lütfiyeNİZ 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir